Kaş

Kaş bir geleni bir daha bırakmıyor. Akıllara düşen, yüreklere kazınan bu yer gelenlerle başka bir bağ, başka bir ilişki kuruyor. Gelen öyle bağlanıyor ki, koskoca İstanbulluları memleketinden söküp, temelli yanına alıyor. Şehirlerden göçen entellerin Çanakkale ve İzmir ile birlikte en çok kaçtığı sığınak oldu. Bakir doğası, yerlisinin eğitimli ve kibar insanlar oluşu, sokaklarda adaçayı satan köylü teyzelerin ve şehir kaçaklarının beraber aynı kabukta var olabilmesi, bir tatile sığmayacak kadar etkinlik ve gidecek yer barındırması ve bunlara rağmen hala ne magazinleşmiş, ne de sanayileşmiş olması ile bizce Türkiye’nin en iyi 5 yaz kaçamağından.

Turkuazın bir tonu vardır hani, saçma güzeldir. Yok canım, Photoshop bu dersiniz ya, işte Kaş’ta bolca o renkte muhteşem koy var. Daha arabayla giderken o koyları görüp görüp üzerinizdekileri yırtmak isteyeceksiniz. Elbette Kaş’ın en meşhur plajı Kaputaş’ı görmeniz lazım ama sezonda en çok tercih edilen yer olduğu için kalabalık oluyor. En güzeli arabanıza atlayıp kendinize bir koy bulmanız ama tesis de olsun, bir şeyler yer içer, tuvaletini kullanırız diyenler şuradan önerdiğimiz diğer yerleri Kaş Plajları‘na bakabilirler. 

Dünyanın en güzel, en özel coğrafyasında yaşadığımızdan şüpheniz varsa burayı görmeniz lazım (ve tabi Gökova Körfezini, Artvin‘i,  Kars‘ı & Kapadokya‘yı).

Büyük bir deprem Simena Antik Kenti’ni sulara gömmüş. Suların içinden çıkan lahitler, üzerinden kürek çektiğiniz duvarlar, adaya dönmüş tepelerin üzerinde kiliseler ve evler var.  Tarihi eserler sıkça yağmalandığı için bölge de yüzmek yasak, teknelerin durması da. Sadece geçmelerine izin var. Demre’den tekne turları kalkıyor.

Ama buraları gezmenin açık ara en güzel yolu kano. Hem kenti gezdiren, hem de yakındaki mavi mağaraya ve Kaleköy’e götüren günübirlik turlar var. 

Kaş’ın taşı toprağı, suyu, hepsi bir hazine. Karadan antik kent fışkırıyor, denizi  de Türkiye’nin en iyi dalış  yeri.  Ülkemizdek  dalışlar malesef genelde hüsran ile bitiyor. Renkli balık görmeyi bırak, balık bile zar zor görüyorsun. Kaş’ın bozulmamış ekosistemi sayesinde hem sürüyle balık, hem de deniz kaplumbağası görme ihtimaliniz çok çok yüksek. Suları sıcak olduğu için aralarında yarı tropik balıklar da var. Ayrıca batırılmış bir gemi ve tank, bir de etkileyici bir sualtı vadisi bulunuyor. 

Kaleköy sadece denizden ulaşılabilen ufak ve sakin bir köy. Aslında burası bir yarımada, yani kara bağlantısı var ama keçi yolu dışında yol olmadığından tekne ile ulaşım sağlanıyor. Köydeki tüm kadınlar da haliyle kaptan. Yerel halk Likya ve Bizans’tan kalan tarihi kalıntılara yerleşmiş, yüzyıllardır içinde yaşıyorlar. Koç ailesinin de köyde bir evi bulunuyor. Birkaç restoran ve otel dışında çok birşey yok ama çok keyifli ve mutlaka görülmesi gereken bir yer. Köye ismini veren kalesi harika bir manzaraya sahip. Buradan günü batırmadan ve dondurma yemeden dönmeyin. Eğer yukarıda bahsettiğimiz tekne ya da kano turundan birini yapacaksanız, zaten Kaleköy’ü mutlaka rotaya ekliyorlar.

Ulaşımının zor olduğunu söylemiştik, bu zorluk Kaş’ın yakın tarihinde ilginç hikayeler yaşanmasına sebep olmuş; Her yıl Cumhuriyet Bayramı’nı çok büyük kutlamalarla geçiren Kaş’ın bunu bir gelenek haline getirmesi çok eskilere dayanıyor. Cumhuriyet ilanından ancak iki gün sonra haberleri olan Kaş halkı haberi sevinçle karşılamış, bugün ilçenin meydanı olan alanda toplanarak büyük bir ateş yakmışlar. Kaş’ın meydanına yakılan Cumhuriyet ateşi, karşı adadan da görünecek büyüklükteymiş. Ateşin etrafında toplanan 150-200 kişilik grup, evlerinden getirdikleri yemekleri ve türkülerini paylaşarak Cumhuriyet ateşinin başında saatler süren bir kutlama yapmışlar. Bu gelenek 94 yıldır daha da artan çoşkusuyla sürmekte. Bu nedenle Kaş’la ilgili görülmesi, yaşanması gerekenlerin ilk sıralarında 29 Ekim kutlamalarına Kaş meydanında katılmak da var.

Kanyoning doğa aktiviteleri arasında en matrak ve adrenalinli olanlardan. Bol bol kanyonda trekking, ufak tırmanışlar ve fotoğraftaki gibi su havuzlarına atlama içeriyor. Kaş bunu yapabileceğiniz dünyadaki en ideal birkaç noktadan birisi ve daha da önemlisi düzenli turlar var.

“Biz Meis’e bir Yunan adası diye bakmıyoruz ki… Orası bizim bir parçamız. Orası bizim bir mahallemiz. Topraklara sınır konulur ama gönüllere değil” diyor mesela Kaş’ın yerlilerinden Mehmet Amca. Meis’de yaşayan insanlar hem ziyaret hem de alışveriş için sık sık Kaş’a geliyor. Kış sezonunda haftada bire düşse de, sezonda her gün olan feribot seferleri sayesinde, güneşte kurutulan ahtapotu, yudumlanacak uzosu, candanlıkları, bir masal sahnesini andıran yanyana dizilmiş küçük ahşap rengarenk evleriyle Meis de Kaş’daki insanların uğrak noktalarından.

Kaş’ın tam karşısında bulunan ve Kaş ile beraber, harita üzerinde gerçekten de kaş ve göz şeklinde görünen küçük Yunan adası Meis. Yaklaşık 400 kişinin yaşadığı adada görebileceğiniz kiliseler, müzeler, kale ve en önemlisi bir mavi mağara bulunuyor. Avrupa’nın ikinci büyük mağarası olan Blue Gratto (mavi mağara) adanın hemen arkasında bulunuyor. Sezonda her gün olan feribot seferleri, kış sezonunda haftada bire düşuyor. Bu turları gerçekleştiren şirketler Kaş Meydan’da bulunuyor. Birisi Kahramanlar Turizm diğeri de Meis Express. Bilet fiyatları harç pulu da dahil olmak üzere 75 TL ile 150 TL arasında değişiyor. Schengen vizeniz yok ise kapıda vize programı ile bir iki gün önceden tur şirketine teslim ettiğiniz belgeler ile sorunsuz geçiş sağlayabiliyorsunuz.

Kaş’tan ne alınır sorusunun cevabı: El işçiliği gümüş takılar, Likya Halıları, kilimler, cam sanat eserleri, tahta oyma figürler, tasarım kıyafetler…Kaş çarşısında diğer turistik bölgelerden farklı bir hava var. Bizim tespitimiz öncelikle yaklaşımları. Tatildesiniz, aslında ‘bir şey’ bakmıyor, ‘her şeye’ bakıyor, zihninizi dinlendiriyıor, çevreden keyif alıyorsunuz. Bu esnada sizi hiçbiri sizi boğmuyor, ezbere bir ’buyrun’dan ziyade ihtiyacınız halinde yardımcı olmak isteyen bir havadalar. Dikkatimizi çeken diğer konu ise, malzeme ve tasarım. Hemen her ürün hakkında ayırt edici özelliklerden bahsedilebiliyor. Özellikle de yöredeki plajlardan toplanan taşları deri yüzüklere yerleştiren ve seramik ağaç figürlü kolyeler tasarlayan tezgahlara bayıldık.

Kaş’ın sıcağından tövbe ettiğiniz bir günde serin suları ile cozzzlatan Saklıkent Kanyonu’na gelmek fena fikir değil. 18 km boyunca devam eden ve yüksekliği 200 metreyi bulabilen bu kanyon daracık geçişleri, camgöbeği suları, etrafına kurulmuş köyleri ile çok özel bir yer. Kanyonun içinden akan Eşen Nehri aynı zamanda muazzam bir çam ormanına can vermiş, Milli Park ilan edilerek korumaya alınmış.

Kanyonun içeride bir çok işletme var. İşletme dediğimiz evinin önünde gözleme yapan teyzeler ve yürüyüş ayakkabısı satan amcalar. Kanyon ise tam bir macera. Bir kere kesinlikle yanınıza bir suya girebilen bir yürüyüş ayakkabısı alın, kesinlikle terlikle yapılabilecek bir yürüyüş yeri değil.

Bir taşla 3 kuş yapın. Hem Likya Yolu’nda trekking nedir tadına bakın, hem de esrarengiz Likya kalıntıları görün, hem de mu-te-şem manzaralarını görün. Kaç gün ayırabilirsiniz o kadar iyi. Moda girmek için en az 4 gün ayırmanız tavsiye olur ama sadece bir gününüz varsa bile kaçırmayın, mutlaka gelin. Ya Demre tarafında, ya da Hoyran tarafında yapmanızı öneririz. Likya Yolu’nu yürümeye fırsatı olmayanların bile  bu manzara ve kalıntıları görmek için uğramasını tavsiye ederiz.

Düşler Akademisi Türkiye’deki en güzel oluşumlardan biri. Aslında sosyal dezavantajlı bireylerin topluma katılması ile çalışmalar yapıyorlar ama bize sorarsanız, bundan da ötesinde, idealist bir dünyacık kurmuşlar.  Kaş’taki kampüslerinde engellilerden, çingenelere, hayata dezavantajlı başlayan bireylerin daha eşit şartlarda varolması için türlü fırsatlar yaratıyorlar, bir yandan kendi elektriğini üreterek ve ekolojik tarım yaparak çevreci bir anlayış sergiliyorlar, bir yandan da sadece gönüllü desteği ile tüm operasyonu yürüterek farklı bir düzen mümkün diyorlar. Gönüllülerine de çok iyi bakmaları meşhur.

Biraz deniz, kum, güneşe ara verip, bu eşsiz coğrafyanın tarihi zenginliklerine de direksiyon çevirin. Her ne kadar bir Efes, Aspendos, Hierapolis gibi bilinirliği olmasa da az bilinen antik kentlerimizden bazıları Kaş-Kalkan sınırları içinde. Bunlardan Antiphellos Antik Tiyatrosu, Xanthos Antik Kenti ve Patara Antik Kenti görülmeye değer. 

Tekneler eski liman denilen merkezdeki limandan kalkıyor. Burada birçok tekne ve tur var. Bir çok alternatif de mevcut. Ama geneli tüm gün süren, yemekli Kekova turları. Kaş ve Demre arasında bulunan bu bölge, gerek tarihi zenginlikleri gerek tertemiz koylarıyla göz kamaştırıyor.

Kaş’ta gökyüzüne baktığınız anda bir sürü renkli paraşüt ile karşılaşırsınız. Türkiye’deki sayılı uçuş noktalarından birisi olduğunu söyleyebiliriz Kaş’ın. Kaş’ta yamaç paraşütü yapmak isteyenler minibüslerle 9 kilometre yol giderek denizden 600 metre yükseklikteki Kırdavlı Tepesi’ne veya genellikle Asas Dağı’na çıkılıyor. Burada yapılan ilk eğitimin ardından uçuşa özel elbiseler giyiliyor. Ardından yamaç paraşütü pilotları eşliğinde gökyüzü yolculuğu başlıyor. 

Hani filmlerde parlayan kumlarıyla nefis uzun sahiller vardır ya. Hah orası burası işte. Bir ucundan bir ucunun 18 kilometre olduğu dillere destan ipeksi kum ve hırçın deniz. Patara Plajı aynı zamanda caretta caretta deniz kaplumbağalarının Türkiye’deki en önemli üreme alanından biri. O yüzden burada aman kuma şemsiye saplamayın, kumun altına bir caretta yumurtalamış olabilir. Mümkünse gece burada kalmayın ki onlar da plaja çıkabilsin. Ola ki kalırsanız da yüksek sesle konuşmayın, ışık yakmayın.